Erzurum’dan Sivas’a Hazırlık

 Erzurum’dan Sivas’a Hazırlık

Erzurum’dan Sivas’a Hazırlık

Mustafa Kemal Paşa ve kurmay heyeti Erzurum Kongresi’nce yeni kurulan “Heyeti Temsiliye” ye seçilirler. Heyeti Temsiliye giderlerinin de hazırlanan yönetmelik gereğince Müdafaai Hukuk Cemiyetince karşılanması gerekir. Fakat Kongre sona erdiğinde, Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin kasasında yalnızca 80 lira bulunmaktadır. Oysa Sivas’a gidilecektir. Erzurum Belediye Başkanı Zakir Efendi, 100’er liradan Sivas’a kadar dört yaylı araba kiralayabileceğini söyler. Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekilerin para, hesap ve alışverişlerini yürüten Mazhar Müfit (Kansu) Bey olayın sonrasını anlatır:

-“Akşam yemeğinde Mustafa Kemal Paşa yine Sivas yolculuğuna konuyu getirerek,

-‘Hazır mıyız?’

-‘Elimizde çürük çarık üç otomobil var. Karoserleri berbat, körükleri yırtık pırtık, lambaları da yok. Karpit yakacağız. Geceleri yola devam etmek zorunda kalırsak, karpit de dayanmaz. Burada karpit tedarik etmenin de imkânı yok.’

-‘Çürük çarık, lambalı lambasız gideceğiz, ancak üç otomobil hepimizi ve eşyamızı taşımaya yeterli mi?’

-‘Tabiî yeterli değil.’

-‘Rauf, Süreyya, Hüsrev, Raif Beylerle sen, Cevat Abbas ve Muzaffer otomobillere taksim oluruz. Şeyh Fevzi Efendi için de yer ayrılır. Kendisini Erzincan’dan alırız. Recep, Zühtü, Hayati, Memduh ve diğer subay arkadaşlarla eşyalarımız da arkadan araba ile gelirler.’

-‘Güzel Paşam. Bende böyle düşünüyordum. Ancak üç dört arabaya ihtiyacımız var. Bugün Belediye Reisi ile görüştüm. Bize ucuza araba temin edecek. Fakat 400 lira kadar bir paraya ihtiyacımız olacak. Tabiî yol boyunca ve Sivas’ta da paraya ihtiyacımız olacak. Kasamız ise belli.’

Kaşlarını çatarak ve dişlerini sıkarak gözlerini masanın üzerinde duran kahve fincanına dikti ve hafif sesle,

-‘Evet, bir de para meselemiz var…’

Onun bu anını ve bu durumunu görüp de üzülmemenin imkânı yoktu. Bir millet mücadelesinin ve bir millet kurtuluşunun yolunda üniformasına ve kesesindeki 800 lirasına kadar maddi her şeyini kaybeden ve bütün zekâ, enerji ve maddi kudretini büyük idealine adayan bir adamın artık hiç olmazsa para konusu ile ilgisi olmamalı, bin bir sıkıntı, felaket içinde onu düşünmekten serbest bulunmalı idi. Onun içindir ki:

-‘Paşam, siz bu konu ile uğraşmayınız. Elbette bir tedbir düşüneceğiz.’

Kazım (Dirik) Paşa, maddi sıkıntı konusunda görüşme yapmak üzere Erzurum Müdafaai Hukuk Cemiyeti’ne gider. Erzurum Müdafaa-i Hukuk Derneği yöneticileri çaresizlik içinde para arayışı içine girmişlerdir. Emekli Binbaşı Süleyman Bey, Mustafa Kemal Paşa ve diğerlerinin bilmemesi koşulu ile yaşamı süresince biriktirdiği dokuz yüz lirayı, Heyeti Temsiliye’ye vermeyi önererek, çaresizliğe çözüm bulmuştur.

Müdafaa-i Hukuk Derneği üyeleri de, kendi aralarında yüz lira toplamış ve yedi düvel ile dövüşecek olan Mustafa Kemal Paşa, toplam bin lira ile Sivas’a doğru yola çıkmıştır. Sivas yolculuk parası da Erzurumlu dadaşlarca temin edilmiş olur. Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşının sonuna dek parasal sorun sürüp gider…”1

Lastik Patlıyor

Biraz sonra boğazın içinden silah sesleri duyuldu. Epeyce heyecana rağmen bunların geyik avcıları olduğu ortaya çıktı ve heyet rahat nefes aldı. Boğaza gireli 300 metre olmamıştı ki, birden bir patlama duyuldu. Şoför homurdanarak arabayı durdurdu. Ali Çavuş hemen arabadan aşağıya atladı. Bir de gördü ki, Paşa’nın olduğu arabanın arka lastiği patlamış. Kafile de durmuş ve herkes arabadan inmişti. Boğaza girmeden önce herkes fişeklikleri üzerlerine bağlamış ve dolu mavzerleri kucaklarına almıştı. Herkes savaşmaya hazırdı. Kafiledekiler, silahlar elde patlak lastiğin etrafında toplandılar.

Mustafa Kemal Paşa şoföre tamirin ne kadar zaman alabileceğini sordu. Şoför, “Bir saatte biter” deyince Paşa,

-“Çok… 15 dakika sonra hareket etmeliyiz” dedi. Ardından da bir sigara yaktı. Yedek lastik yoktu. Bunun için, patlayan lastiğin tamiri hakikaten zor ve zaman alan bir işti. Lastik sökülecek, delik bulunacak, zımparayla temizlenecek, aynı şekilde temizlenmiş lastik yamayla yapıştırılacak ve kurumaya terk edilecekti. Şoför haklıydı. Fakat başka çare de yoktu. Refakate alınan jandarma eri de çalışmalara katıldı. Ali Çavuş kollarını sıvadı. Lastik çabucak söküldü. Patlak yerini araştırırken Paşa seslendi:

-“Çocuk, lastiği yamamayı bırakın… Dış lastiği doldursak, bizi bu boğazdan çıkarmaz mı?”

Teklif cazipti. Şoför de kısa mesafe olduğu için binmemek şartıyla boğazdan çıkılabileceğini söyleyince, eldeki mevcut imkânlara göre, Ali Çavuş, jandarma ve şoför, battaniyelerle lastiği doldurarak sıkıştırdılar. Bu işler devam ederken, boğazın üst kısımlarından silah sesleri geldi. Heyettekiler toparlandılar ve siper almak için bir yer arama gayreti içine girdiler. Paşa bağırdı:

-“Durun… Bu sesler dolma av tüfeğinin sesleridir. İşinize devam edin…”

Heyet, baskına uğradığını zannetmiş, avcıların tüfek seslerini ayırt edememişti. Atatürk ise, yılların tecrübesiyle silah seslerini çok kolaylıkla ayırt edebiliyordu. Ali Çavuş o an, bir kez daha Paşasına hayranlık duyuyordu.

Bu arada lastiğin işini bitirdiler. Şoför yerine geçti ve arabayı birkaç metre yürüterek durumu kontrol ettiler. Hakikaten çok sağlam olmuştu. O arabadakiler diğerlerine sıkıştılar ve arabaya yük binmesini önlediler. Ağır ağır boğazı, bir ölüm tünelinden geçer gibi geçtiler. Bu an, Ali Çavuş’un sesinin titreyerek anlattığı anlardan biridir. “Ben yıllarca paşaların yanında bulunarak, çok ilginç sahnelerle karşılaşmıştım. Lakin bunların hepsi bir tarafa, bu boğazdan geçiş anımızdaki heyecanı, Paşa’nın harekâtındaki tavrı ciddiyet ve yüzündeki ölüme meydan okur ifadesini hiçbir yerde görmemiştim. Emniyet açısından, araba önündeki karpit lambalarını da yakmamış olduğumuzdan, bizi sarmış olan karanlık içerisinde ilerlemenin yarattığı güçlüğü, bilhassa arabadan çıkan motor gürültüsünün, boğazın dik kayalıklara çarparak yarattığı korkunç uğultuları, ömrüm boyunca unutmadım ve unutamayacağım.”2

Peynir,  Zeytin,  Soğan Ve Kuru Ekmek

Mustafa Kemal Paşa, Erzurum ve Sivas kongrelerine katılan arkadaşlarıyla birlikte ciddi para sıkıntısındaydı. Erzurum’dan Sivas’a gidiş sırasında, yoldaki durumlarını Mazhar Müfit şöyle anlatır:

“Paşa’nın üstün iradesi ve dehasının ışığı altında önümüze yeni ve engin bir ufku açılmıştı. Erzurum’dan sonra yeni bir kararlılık, yeni bir maddi ve manevi hamle ile büyük vatan savaşına atılacak, Erzurum’da kurulan büyük temele bina edilecek eserin ikinci aşamasındaki çalışmalara katılacaktır.

Sesimi biraz yükseltmiş olacağım ki, öndeki arabadan Mustafa Kemal Paşa arkaya bakarak eli ile:

-‘Daha yüksek sesle!’ diyerek işaret veriyordu. Ve bu işaret üzerinedir ki, yine iradem ve istemim dışında dilimin ucuna gelen ‘Ey Gaziler yol göründü’ tarihi şarkısı geldi. Ben bu şarkıya başlayınca, içgüdüsel bir dürtüyle hemen bütün otomobillerdeki arkadaşlarda bana katıldılar ve hep bir ağızdan bu şarkıyı okuduk ve söyledik. Her kilometreyi arızasız geçmekten adeta sevinç duyuyor ve otomobillerimiz bu vaziyette bizi Sivas’a emniyet içinde ulaştırabilecekleri ümidindeydik. Bir pınar başında mola verdik. Paşa:

-‘Hemen yemeğimizi yiyelim, vakit kaybetmeksizin yine yola devam edelim’ dedi. Çünkü 4 Eylül’de kongrenin açılması kararlaştırılmış olduğu için, yolculuğumuz belli bir programla yürüyordu. Hareket ve molalarda o programa uymak zorundaydık. Ancak Paşa’nın, ‘Yemeğimizi yiyelim’ deyişinde sonraki halimiz biraz acıklı olduğunu da bildireyim. Yemek deyince, bilhassa Anadolu’daki kara yolculuklarında güngörmüş insanlar için yemek; tavuk, hindi, soğuk et, su böreği, köfte vesaire gibi şeylerden düzülen yolluklardır.

Hepimiz de bu çeşit yiyeceklerle yolculuk etmiş insanlardık. Fakat bu defa ki yemeğimiz; peynir, zeytin ve kuru ekmekten ibaretti. Subaşında rastladığımız köylüler de torbalarından birkaç baş kuru soğan ikram ettiler. Fakat Paşa başta olmak üzere hepimiz en büyük bir lokantada pişirilmiş veya ziyafet yemeklerinden ve İstanbul deyimiyle en güzel yemeklerden daha mükemmel ve daha iştahlı olarak zevkle kuru soğanı, peyniri, zeytini, ekmeğimize katık ederek ve pınarın buz gibi suyunu içerek karnımızı doyurduk.”3

1 Fethi Karaduman, Atatürk Devrimi, İstanbul 2006, s. 390–391.

2 Zeynel Lüle, Mustafa Kemal’in Can Yoldaşı-Ali Çavuş, Doğan Kitap, İstanbul 2008, s. 47–48.

3 ERENDİL, Muzaffer, İlginç Olaylar ve Anekdotlarla Atatürk, Gen. Kur. Basımevi, Ankara 1988., s. 21-22.

Kaynak: Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009

Bu Yazı İçin Ne Düşünüyorsun?

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın